1 Temmuz 2009 Çarşamba

ılıs

çevre bakanımızın geçmişinde "sular idaresi"nde çalışmışlık var malum. DSİ Genel Müdürlüğü, her yer su ve her şey su. fıskiye gibi seriliveriyor bu geçmiş. insanı aile ve okuldan sonra en çok da işi şekillendiriyor çünkü. hele türkiye gibi duygusal tepkilenmeler memleketinde namusuna sövmüşsünüz gibi cv savunması gelebiliyor. Dünya Su Konseyi "guvernörü" imiş ayrıca. yani demem o ki, çevreyle ilgili ilk algısı su üzerinden, ki bu iyi olabilirdi; ama daha ziyade "bir kaynak olarak su" üzerinden. bunu habire diyorum ben, niyeyse.

konu ılısu barajı: barajı istemeyenler vatanı sevmiyormuş.

demokratik ülkelerde bir şeyi istememe, itiraz etme, isterseniz protesto için donunuzu başınıza geçirme hakkınız olur. barajı istememek de bu kapsama giriyo. "vatanı bölmeye çalışan iç nifak" ise en hafifinden bir suçlama, itham, etiketlemedir; yani aynı şey değil. "o protesto ediyosa ben de küfrediyorum" mantığı da bu yüzden sakat yani. birinin özgürlüğü diğerinin haklarını ihlal etmeye başlayınca-- anladınız siz, ilkokul ezberi. daha komplike de olabilirdi; ama abc seviyesindeyiz.

Bu barajı istemeyenler var. Türkiye’yi sevmeyen, o bölgedeki insanların hayat seviyesinin yükselmesini, kalkınmasını istemeyenler var. Geçmişte Atatürk Barajı’na da karşı çıktılar. Ama şimdi gidin bizim su götürdüğümüz insanların mutluluğunu bir görün. Nereden nereye geldiler. Onun için bir kere, Türkiye bölgesel bir güç. Bu çalışmalarla, o bölgenin insanının refah seviyesi artacak. Bu yüzden, Türkiye’nin bölgesel bir güç olmasını istemeyen bazı mihraklar, hatta bazı ülkelerin temsilcileri, maalesef bu barajın önüne set çekmek istiyorlar.

bu iç ve dış mihrak paranoyasını çerçeveletip duvarımıza astık, çerçeve çürüdü, hala bitmiyor. keza bölgesel güç olduğumuz için tapınmayıp itiraz edenlerin pis vatandaş ilan edilişini de. bir şeye itiraz ediliyorsa, mantıklı bir açıklama, destekli bir konuşma bir savunma olabilir, kaale alınabilir; ama böyle çemkirella haller, çamur atmalar, "ben haksızsam o da boklu" mantığıyla üste çıkmaya çalışmalar gerçekten çok vahim. siyaset etiğini, lisanını geçtim, konunun çevre oluşunu da geçtim, insanın hayata dair bakışıyla ilgili bi şi bu.

Yoksa Türkiye Cumhuriyeti güçlüdür, daha böyle yüzlerce barajı yapacak gücü vardır.

adeta milli güvenlik dersi. baraja itiraz ettiniz ya, devlete demediğiniz kalmadı. "türk milleti çalışkandıııııır" ayrıca, bi de o var.

Hangi ülkelerin bu konuda o bölgedeki insanları tahrik ettiğini, bu projenin önünü kesmek için ne büyük gayretler içerisinde olduğunu herkes biliyor. Bazı Türkiye’yi bölmek isteyenler de bunu çok açık biliyor. Dolasıyla siyasi bir şey, şu ülke demem siyasi edep icabı doğru değildir.

siyasi edep icabı doğru olan şeyler ve olmayan şeyler ayrımının mevcut olduğunu görüyoruz. sınırları tabii ki "hep bana hep bana" inceliğinde.

proje ile hasankeyf bir kültür ve cazibe merkezi olacak
.

bu cümleler böyle "siyaset hayatında klasikler" diye bir kitapçıkta filan mı yer alıyor, virgül sekmeden tekrar ediliyor yahu. ne bileyim, milletvekili olunca kimliğin yanında mı teslim ediliyor, gençlik kollarında her sabah ezberden tekrar mı ediliyor, nedir nasıldır. çünkü hasankeyf şu an bok içinde, kimse bilmiyor, öyle sersefil perişan, merkez oluvercek! yapıveecez gari, cazibeli cazibeli. ah ah.

Bakanlığıma ve DSİ’ye gerçekten fevkalade güveniyorum.

evet, çünkü DSİ çevre bakanlığına bağlı artık, enerji'ye değil.
böyle değişikliklerin kavramsal dönüşlerden kaynaklandığını sananlara müjde: bakanımız gittiği her yere DSİ'yi de götürüyor aslında, ondan. favkaladenin fevkinde.

yalnızca, tek istediğim, kurtuluş ümidi gibi gösterilip kuşaklarca lanet edilmiş barajları "yenilenebilir enerji" die yutturmaya kalkmayın, ayıptır. yenilenebilirlik sürdürülebilirlikle beraber olmadıkça bir anlam taşımaz.

Hiç yorum yok:

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker